TATİL ANLAYIŞI

Eskiden tatile ihtiyaç duyulmazdı çünkü hayat oldukça sade, yapılan işlerin, mesleklerin çeşidi sınırlı, ruhlar daha sakin, kalpler huzurlu ve vücutlar daha dinçti, sağlıklıydı. İnsanların günlerce, haftalarca geçireceği boş zamanları da pek yoktu zaten, düşünsenize bir çiftçinin haftalarca bağından, tarlasından uzak olduğunu… Şimdiki gibi sayısı oldukça fazla emekli bir kesim de yoktu eskiden.

Günümüzde ise oteller, moteller, sahiller, tatil köyleri ve çoğu yazlık, insanların tatil isteğini karşılamak için kurulmuş ve buralarda kazanç adına, müşterinin harcama yapacağı her türlü hizmet düşünülmüş ve sunulmakta. Hatta hizmetin fazlası vardır ki bu da insanları tamamen düşünmeden tüketen ve israf eden bir birey haline getirmeye katkı sağlıyor.

Tatil deyince çoğumuzun aklına, yaz mevsiminde, işten güçten uzaklaşıp şöyle üç beş gün bir yerlerde kafa dinlemek geliyor sanırım. İnsanımızın genel anlayışıyla, ortalama ayırdığı 1 haftalık zaman diliminde, deniz kenarında mümkünse her şey dahil bir otelde ki kendimizi otele hapsettiğimiz, çeşit çeşit yiyeceğin, içeceğin albenisine kendimizi kaptırdığımız ve sonrasında da “1 haftada nasıl bu kadar kilo almışım, hayret “ diye de şaşkınlık içine girdiğimiz, gittiğimiz bölgeyi gezip keşfetmek yerine, otelleri keşfetmeyle yetindiğimiz bir tecrübe daha çok. Bir de belli bir bölgenin belli bir mekanı çok revaçta ise çoğunluk oraya akın ediyor o yıl. Artık o insan kalabalığında yaptığınız tatil size ne kadar keyif verir, ruhunuza ne kadar iyi gelir bu kişiye göre değişir, tartışılır…

Elbette her insanın tercihine saygı duyuyorum, ihtiyaçlardan ve imkanlardan kaynaklı tercihler çoğununki. Tatilden döndükten sonra, bu yaklaşımdaki insanların çoğu, tatilin kendisine iyi geldiğini, dinlendiğini söyler elbet, doğrudur da…  Çünkü bulunduğunuz ortamlardan 2 günlüğüne bile uzaklaşsanız mutlaka çok iyi gelir, bu değişmez…

Kiminin ise, uzun ve stresli bir yolculuğu göze alarak ve de büyük bir beklentiyle gittiği tatil, dinlendiren, keyif veren bir halden çıkmış, işkenceye dönüşmüş olabilir ve kişi tatile çıktığına bin pişman bir şekilde dönebilir evine… Kim bilir belki hayatın her aşamasında olduğu gibi, tatil için de beklentiyi yüksek tutmamak en mutluluk verici olandır…

Şimdilerde sadece yaz mevsimiyle, deniz tatiliyle sınırlanmıyor elbette tatil anlayışı. Kışın kayak tatili yapanlardan, sağlık turizmi kapsamında kaplıcalardaki sıcak sulardan yararlananlardan tutun da, çeşitli mevsimlerde inanç turizmi için gezenlerden, kültür turizmi için gezenlere kadar yılın her mevsimine dağılan, her mevsimde yapılacak bir şeylerin olduğu bir anlayış hakim artık.

Neredeyse bir yıl öncesinden planlanan, hazırlıkları yapılan ve zamanı gelince gerçekleştirilen bir hayat tarzına dönüştü günümüzde tatil anlayışı.

Fakat keşke kendimizi belli bir tarihe şartlandırmadan, ruhumuzun istediği zamanda ve ruhumuza iyi gelecek şeylere zaman ayırabilsek. Belki ruhumuzun istediği, her şey dahil bir otelde sınırsız yiyecekler ya da bizim için bize sorulmadan hazırlanmış, tabi tutulduğumuz bazı programlar değildir. Belki ruhumuz komşumuzun ya da herkesin gittiği yere gitmek istemiyordur. Belki ruhumuzun tatil anlayışı plansızlıktır üç beş gün… Belki sabah belli saat aralıklarında kahvaltı yapmak istemiyordur, belki deli gibi keşfetmek ve keşfettikleriyle doymak istiyordur ruh. Şartlanmak, sınırlar içine alınmış olmak istemiyordur belki. Başkaları yapıyor diye istemediği bir şeyi yapmak onu yoruyordur belki, dinlendirmek yerine…

Hiç ruhunuzu dinleyerek tatile çıktığınız oldu mu? Olmadıysa, ruhunuzu bir dinleyin derim,  size ne yapmak istediğini ya da ne yapmak istemediğini kesinlikle söyleyecektir. Ancak O’nu dinlerseniz dinlenmiş, arınmış olur ve mutlu, huzurlu olursunuz.

Ruhunuzu dinlediğiniz, arınmışlığı ve huzuru bulduğunuz tatilleriniz olması dileğimle, iyi tatiller…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir